…elveda…
Bazen bir “elveda”yla düşerdi her şey yollara
Zaman durur, hancı olurdu parkanın içindeki adam
Gözlerinde cehennem türküsü, saçlarında kum fırtınaları
Adamın kalbi yangın yeri
Alevlerin içinde “ben”
Kuytuydu belki de zemheri gidişlerim
Bir “elveda” ile başlamıştı her şey oysa
Ummadığım hatıralar vardı panjurlara asılı
Bilmediğim bir geçmiş sıkışmıştı ceplerime
Umutluydu, hareliydi, suçsuzdu zaman bu is kokulu odalarda
İsli İstanbul kaldırımlarında
Tane tane düşerdi adımlarım
Toprak kahrolur, ağlardı karanfil tohumları
Bazen bir “elveda” ydı her şey
Sarıyer tadında bir bankta
Güvercin uykularından uyanıp
Göz kapaklarıma sığınan bir terk edilenin hikayesi….
Parkanın içinde adam
Adamın cebinde hayatın çemberi
Anlatacağı çok şey var aslında anladığı kadar
Hani o koltuğunun altına sığınan,
tutuşturulan,
terk edilişin hikâyesi…
Hani arka bahçelerinde büyüttüğü çocuk
Öfkesine aşık, Geleceğe tutkulu
Hani misketlerine bulanmış kurdeşen
Hani salıncakta unuttuğum çocuk…
Bazen bir “elveda” gibiydi her şey
Kan tutardı Kanlıcayı denizler köpürdüğünde
Süresiz bir veda siner namluya
Merhametsiz bir 14’lünün ağzımda bıraktığı metalden gurur
Aklımın orta yerinde bir savaş
Yar ve yaralı…
Aklımın orta yerinde bir hüzün
Yaralı galip her öldüğünde…
Islanmış yanaklar ve cenaze törenleri
Aslında Yalnızlığa gömülmenin hikayesi
Aklımın orta yerinde bir elveda
Sorgulara mahkum, her sorunu içinde bir körebe oyunu
Yorgunluğun omuzlardaki türküsü,
Hani o gözlerine birikmiş cehennem
Hani yüreğinde eritilmiş cennet
Sahillere sabah olmayı öğretir gibi
Közlenip, savrulup,
Küllenirdi her gittiğinde
Ve…
Bazen bir “elveda”yla biterdi herşey
Fatih Burgucuoğlu